Montel Logo

    Tercih ettiğiniz dili seçin:

  • Montel-Foreks'in Türkçe baskısı, ayrı deneme erişimi veya abonelik gerektirir.

Işık

Technical maintainance

Montel Online is currently unavailable due to technical maintenance.

Yeğin: Enerjisa, AB’nin en büyük ticaret şirketi olabilir

Elektrik

20 Jun 2022 12:29

Montel article image

Istanbul

20 Jun 2022 12:29

(Montel-Foreks) Montel-Foreks Editörü Nazlı Naseh, Enerjisa Elektrik Ticaret Direktörü Hüseyin Yeğin ile Enerjisa Europe’un hikayesini ve şirketin hedeflerini konuştu. Yeğin’e göre Enerjisa Europe, Avrupa’nın en büyük enerji ticaret şirketlerinden biri olabilir.

- Enerjisa Europe olarak Güneydoğu Avrupa’da neler yapıyorsunuz? Anlatabilir misiniz?

Kısaca Enerjisa Europe’un hikayesinden bahsetmek istiyorum. Enerjisa olarak biz piyasada hem market yapıcılık rolünü üstleniyoruz. Hem de bu rolün verdiği sorumlulukla birlikte piyasayı canlı tutmaya çalışıyoruz. Geçen sene piyasa hacminin yaklaşık %40’ını bizim faaliyetlerimiz oluşturdu. Bu başarının arkasında bir ekip var; trader’ından o trader ile çalışan analiste, operasyondaki arkadaşlardan o ekibi yöneten müdürden direktöre kadar herkesin emeği var. Biliyorsunuz, Türkiye’de enerjiye yönelik kanunlar 2001’den başlayarak yavaş yavaş genişledi. Enerji Piyasaları İşletme A.Ş.’nin (EPİAŞ) kuruluşu 2015 yılındaydı. Bundan önce 2010’da gün öncesi piyasası ile başlamıştı. Enerjisa en başından beri bu alanda çalışıyor. Büyük bir know-how var. Biz de bu birikimi bir anlamda Avrupa’da da göstermek istedik. Bu 2018-2019 yıllarında alınmış bir karardı. Tabii araya pandemi girdi ve faaliyete geçmemiz 2020’yi buldu. 2020’den itibaren de Avrupa’da aktif olduğumuzu söyleyebilirim. 

Buradaki önemli motivasyon şu; bilgi anlamında kendimizi donanımlı hissettik. Bunun  yanında Türkiye’deki ticaret ve enerji piyasanın gelişimi maalesef defalarca sekteye uğradı. Son kararla, son yeni yönetmelikle birlikte piyasada birkaç aydır işlem de yok gibi. Türkiye’de ticaret hacmi oldukça düştü ama Avrupa’da devam ediyor. Bu yüzden iyi ki Enerjisa Europe var diyoruz. Avrupa’da işlem yapmaya devam ediyoruz. Amacımız ülke risklerine ve regülasyonuna bağlı olmadan ticareti genişletmekti. Bunun için de en doğru yerin Güneydoğu Avrupa (GDA) olduğunu düşünüyoruz. Bundan sonra da bölgedeki faaliyetlerimizin devamı gelir diye düşünüyorum. 

- Türkiye’de ticaretin durması nedeniyle bir çok firma GDA’da sizin yolunuzdan ilerliyor. Türkiye’deki firmalar için GDA’da ticarette ne tür zorluklar ve fırsatlar var? 

Bu çok doğru ve güzel bir soru. Evet, biz Enerjisa Europe olarak bu anlamda ilk firma olmadık. Bizden önce bu şekilde Avrupa piyasalarına gidenler de oldu. Türkiye piyasası pandemi öncesine kıyasla çok farklı bir yerde bulunuyor. Fiyat seviyesi olsun, regülasyon riski olsun, volatilite olsun, Türkiye zaten bu süre içinde bu tür dinamikleri barındırıyordu. Türkiye’de ticaret yapan kişiler olarak biz bu durumlara alışıktık. Ara ara regülasyon veya fiyat kaynaklı sebeplerden dolayı piyasayı zorlayacak durumlar oluştu. Ancak o dönemlerde Avrupa piyasaları ise hep istikrarlı gidiyordu. İşlem hacmi yüksek ve volatilitesi düşük Avrupa piyasalarında iyi bir analiz ekibiyle düşük kâr marjı ve yüksek hacim yaparak bir fırsat yaratabiliyordunuz. Bundan dolayı bir çok firma Avrupa’da olma kararı aldılar. Ancak mevcut piyasa görüntüsü şu an öyle değil. Avrupa’daki şu anki görüntü o zaman olsaydı birçok firma oraya gidemezdi. Avrupa’da da riskler oldukça arttı. Fiyat seviyesi çok yükseldi ve bu durum çok yüksek bir şekilde, hem fiziksel hem finansal piyasalarda teminat gereksinimi getiriyor. Aynı zamanda fiyat değişimi de çok fazla oldu. Bu da ilk teminatın üzerine margin-call dediğimiz teminat tamamlama miktarlarının oldukça artmasına neden oldu. Bu gibi nedenler artık Avrupa’da da enerji işine kolayca girmeyi zorlaştırdı. Bir iki sene daha böyle gidecek gibi duruyor ama sonrasını bilmek imkânsız. Enerji işinde, elektrik ve doğal gaz tarafı başta olmak üzere, giriş aşamasında, giriş aşamasından sonra da işi sürdürme ve başarılı olma aşamasında, arkada finansal bir güç olmasını gerektiriyor. Dolayısıyla bu gücü ortaya koyabilen şirketler olacaktır diye düşünüyorum.

- Ukrayna-Rusya Savaşı ile birlikte Rusya’ya enerjide bağımlılığı azaltma konusunda GDA ülkeleri de oldukça odaklanmış bir durumdalar. Öte yandan kömürden çıkış konusu da var. Önümüzdeki dönemde GDA için yüksek volatilite devam edecek mi? Beklentileriniz nelerdir?

Soruyu daha geniş de alabiliriz. Savaş öncesi ve savaş sonrası diye ikiye ayırabiliriz bunu. Savaş öncesinde kömürden çıkış süreci ilerliyordu. Bununla birlikte Almanya gibi bazı ülkelerin nükleerden çıkış takvimi de ilerliyordu. Aynı zamanda doğal gaz gibi fosil yakıtlarda da belli bir takvim ilerliyordu. Bunun da sebebi yaşadığımız iklim değişikliği idi. Avrupa’da konulan hedefler ki bu hedeflere ulaşması bile zor görünürken bir tarafta mevcut hedefleri daha da yukarı taşımaya çalışan bir cephe bulunuyordu. Diğer tarafta da bu durum realite ile çok uyuşmuyordu. Böyle bir takvim devam ederken Rusya’nın bu hamlesi ve Rusya’ya uygulanan yaptırımlar, Rusya’nın hem kömür hem petrol hem de Avrupa için en önemlisi doğal gaz sağlayıcılığı konumunu riske attı. Burada artık ikilemler oluşmaya başlıyor açıkçası. Yeşil Dönüşüm önemli, küresel iklim problemleri var. Doğal gaz gelmezse bunun yerine koyacak bir alternatif yok. Kömürden çıkışı hemen yaparsanız, yenilenebilir enerji kurulumlarının belli bir takvimi var. GDA’da Macaristan güneşte çok kapasite verdi. Rüzgârda ise kapasite vermiyor. Karadağ ve Sırbistan’ın yenilenebilirde takvimleri var ama bu ülkeler çok yatırımcı çekebilen ülkeler değil. Bundan dolayı burada da bir zaman gerekecek ama Avrupa’nın savaştan sonra o kadar zamanı yok. Savaştan sonra, bazı ülkelerde gaz iletimi azaldı, bazılarında durdu. Nasıl değerlendirilir bilmiyorum ama son günlerde Kuzey Akım 1 Doğal Gaz Boru Hattı üzerinden iletilen doğal gaz hacminde de büyük bir azalma oldu. Avrupa gaz arzı konusunda bir risk altında bulunuyor. Bunu çok hızlı biçimde çözmeleri ise mümkün değil. Bence Avrupa bu anlamda bir sınav verecek. Çünkü bu noktada Avrupa’daki regülasyon kurumlarının, yürütme organlarının ve üye devletlerin ortak bir biçimde çalışabilmeleri oldukça önemli. Bunların birbirleri ile ortak çalışabilmeleri gerekiyor. Herkes kendi ajandasını uygulamaya çalıştığı zaman çatışmalar oluşacaktır. Kömürden çıkış yapmaları gerekiyor, evet, ama arz güvenliği konusu var. Nasıl olacak? Mutlaka kurumların birlikte çalışıp belli bir zaman ve strateji ile bu tür konuları çözüme ulaştırmaları gerekiyor. Rusya’dan sonra karbon emisyon azaltımı konusunda o ideal duruma ulaşması zordu. Bu aşamadan sonra o ideal durumun niteliği artırılırsa Avrupa bir arz riski ile karşı karşıya kalır. Ben bunun olacağına çok ihtimal vermiyorum. Hem karbon piyasası tarafında hem de kömürden çıkış tarafında bazı değişiklikler olacaktır. Ama tabi bunu da yaparken yenilenebilir tarafındaki yatırımcıları ürkütmeyecek şekilde yapmak lazım. Demek istediğim aslında bu ikilemleri çok iyi yönetmek, bunu yaparken de kurumların kendi ajandalarını uygulamak yerine ortak ajandalarını yönetmeleri ve hareket etmeleri gerekiyor. 

- Türkiye tarafında da Rusya’ya bağımlı Türkiye gaz anlamında. Orada nasıl bir ilerleme olmalı sizce?

Türkiye doğal gaz tedariği konusunda çok iyi adımlar attı. Yeni depo yatırımları, mevcut depoların kapasite artırımı, FSRU‘lar açıkçası çok soğuk bir kış geçmediği ve pik talebin olduğu bu dönemlerde ülkeye gelen boru hatlarında bir sıkıntı olmadığı sürece ülkenin doğal gaz tedarik sorununun çözümünde büyük rol oynuyorlar. Fakat Rusya’dan gelen iki ana boru hattı ve buralardan gelen gaz bizim tedariğimizin bel kemiğini oluşturuyor diyebilirim. İlerisi için doğal gazı elektrik üretiminde daha az kullanmayı başarabilirsek, yenilenebilir kaynaklarla, bununla birlikte Karadeniz'deki keşif ilerisi için elimizi rahatlatacak bir unsurdur. Tabi Doğu Akdeniz  gazı gerçeği var, kuzey Irak’ta zengin gaz yatakları var, yine bizim ülke olarak hem Akdeniz’de hem de Karadeniz’de rezerv arama faaliyetlerimiz var. Bu saydığım konularda yaşanabilecek gelişmeler , Rusya gazına alternatif olarak değerlendirilebilir ilerisi için.

Ayrıca daha geniş bir açıdan baktığımız zaman, dünyadaki genel eğilim yenilenebilir enerji kaynaklarına doğru gidiyor. Görünen köy kılavuz istemez. Buna hidrojen gibi yenilikler de eklenecektir mutlaka. Yeşil hidrojen konusunda sürekli çalışmalar yapılıyor. Daha fazla yenilenebilir enerjinin ve daha az fosil yakıtın var olduğu bir dünyada ticaret anlamında da yeni fırsatlar olacaktır. Mevcut volatilite yine yaşanacaktır. Yakın dönemde iletim sistemini optimize eden, bunun üzerine modeller kurgulayabilen ve değişimi anlayabilen şirketler stratejiler geliştirebilecektir. Kısacası ticaret bir anlamda şekil değiştirecektir. Belli bir pozisyon alıp, belli bir strateji ile analiz yapıp elinizdeki ürünü satmak gibi daha uzun vadeli pozisyonlar değil, artık daha anlık, saatlik ve günlük pozisyonlarla iletim sistemi altyapısı ile ilgili kısıtlara göre modeller geliştirip onun üzerine ticaret yapabilmek gibi daha algoritma tabanlı, modelleme tabanlı ticaret olacaktır. İşin içinde yine volatilite olacağı için küçük firmalar için çok istenen bir durum olmayacaktır. Evet, böyle bir ticarette kâr fırsatı fazla ama riski de fazla olacaktır. Bu işte başarılı olmak için altyapıya yatırım, veriye yatırım, algoritmaya yatırım gerekecek. Bu da yoğun sermaye gerektiren bir iş modeli anlamına geliyor. Belki de çok küçük şirketlerin yapamayacağı işler olacak. 
Türkiye’ye gelecek olursak, Türkiye’de ithal ve yerli kömürden elektrik üretimi var. Kömür santrallerini hemen kapatma lüksümüz yok ve kısa vadede de böyle bir lüksümüz olmamalı diye de düşünüyorum. Gelişmiş ülkelerin hedeflerini gelişmekte olan ülkelere dayatmak çok haklı bir yaklaşım değil. Çünkü dünyanın emisyon oranının yükselmesinde gelişmiş ülkelerin payı daha yüksek bir noktada bulunuyor. Gelişmekte olan ülkeler daha yeni yeni bu konuda olumsuz etkilerde bulunuyor. Gelişmiş ülkelerin emisyon katkıları daha yüksek ve agresif hedeflerinin olması bence adil bir durum. Ancak bu demek değildir ki biz hiçbir adım atmadan ilerleyelim. Bir kere Paris Anlaşması’nı kabul etmemiz oldukça büyük bir adımdı. Bu adımın da getirecekleri olacaktır. Bizim kömürden iki üç senelik bir periyotta çıkmamız mümkün gözükmüyor. Doğal gaz kurulu gücümüz çok iyi ve bu durum bize esneklik veriyor. Biz yenilenebilir kapasitemizi bu esneklikle artırabiliriz. 

İlk Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması (YEKDEM) bitti, biliyorsunuz. Yeni mekanizma yine feed-in-tariff olarak çıktı. Çok sayıda revizyon da oldu ama yatırımcıyı çeker mi çekmez mi bilemiyorum. Doğal gaz kurulu gücümüzdeki esneklikle yenilenebilir santral kurulumu yapabiliriz ama ilk YEKDEM’deki o ivmeyi yakalamamız gerekiyor. Mevcut YEKDEM feed-in-tariff değil de feed-in-premium şeklinde bir yapı ile çıksaydı, piyasa fiyatlarından bağımsız değil piyasa fiyatına endeksli bir prim ile çıksaydı çok daha fazla ses getirebilirdi açıkçası. Güneş tarafı için çatı sistemleri ile ilgili güzel adımlar atıldı. Yönetmeliklerle bu sistemleri kurmak isteyen kişilere kolaylıklar getirildi. Ama bunlar ne kadar sürede olgunlaşmış olacak, göreceğiz. Bir noktada enerji yönetiminin yatırımları destekleyecek adımları çalışması gerekiyor. Ancak o yatırımlarla kömür tarafındaki kurulu gücümüzü yavaş yavaş azaltabiliriz diye düşünüyorum. 

- Enerjisa Europe olarak önümüzdeki dönem için ne gibi planlarınız var? 

Biz aslında Türkiye’deki ekibimizin ticaret bilgisini Avrupa’ya taşımak için Enerjisa Europe’u kurduk. Bir de kurarken şu soruya yanıt aradık: Tanımadığın bir ülkeye enerji yatırımı yaparsan nereden başlarsın? Cevap olarak da en hızlı ve en etkili olacak şekilde ticaret ile başlarsın diye düşündük. Kurulumu kolay, piyasayı öğrenirsin, maliyeti az bir biçimde altyapını kurabilirsin. 1 MW bir işlem için bile REMIT* gibi yapılar var. Oraya raporlamalar verilmesi gerekiyor. Vergi sistemi, Avrupa Birliği (AB) mevzuatı gibi dinamikleri de oluşturmak gerekiyor. Ticaret sonrası dönem için belli bir potansiyel oluşacak bizde de. Yavaş yavaş gerekli altyapı, regülasyon, muhasebe konularıyla ilgili birikimin yanında ve Avrupa’da faaliyet gösteren şirketlerle de ilişki ağı da oluşuyor. Bunların olgunlaştığı noktada, belki çok kısa vadede direkt bir üretim santrali gibi doğrudan yatırımımız olmaz ama biz elektrik satın alma anlaşması (PPA) gibi bir yöntem ile elektriğini tamamen satın aldığımız bir santralin yönetimi ile portföy yönetme gibi adımlar atabiliriz. Ülke olarak da Bulgaristan ve Yunanistan ile sınır ötesi elektrik ticareti yapıyoruz. Onların komşuları olan Romanya, Sırbistan ve Macaristan’a da elektrik getirebiliriz diye düşündük. Burada kalıcı olacağız diye değil, başlangıç yapmak adına girdik. Avrupa’nın geri kalanına girmek bundan sonra daha da kolay. Bu ülkelerin hepsinde lisans almamız gerekiyordu. Hepsinde sistem operatörüne kayıt olmamız gerekiyor. Çünkü bu ülkeler bir birlerine paperwork dediğimiz kayıt prosedürleri noktasında entegre değiller. Kıta Avrupası için Avrupa Elektrik Borsası (EPEX) kaydı tamamlandığında neredeyse herhangi başka bir kayda gerek yok. Şu anda GDA’dayız, kısa bir sürede kıta Avrupası’nda da olabiliriz. Bunu yapmak, karar verildiğinde, çok uzun zaman almayacaktır diye düşünüyorum. Bizim bu noktada avantajımız GDA’da ticaret yapmak. Almanya’yı bilmeden GDA’da ticaret yapmanız mümkün değil ve Almanya, Fransa’dan etkileniyor. Dolayısıyla Fransa’yı da bilmeniz gerekiyor. Ülkelerin aslında, Avrupa’nın genelinde birleşik eşleşme mekanizmasının sağladığı bir avantaj bulunuyor. Faaliyette olmadığımız birçok ülkeye de bakıyoruz ki faaliyette olduğumuz ülkelerde doğru stratejiler üretebilelim. Önümüzdeki dönemde daha gelişmiş piyasalarda var olabilmek için gerekli bilgileri şimdiden biriktiriyoruz. Aslında oralarda olabilmek bizim için sadece yönetimin vereceği karara bağlı. Karar verdiklerinde bu piyasalarda çok kısa bir sürede faaliyete geçebiliriz.

- Enerjisa Avrupa’nın en büyük enerji ticareti şirketi olabilir yani?

Olmaması için bir neden yok. Bu soruya “Neden olmasın?” diyebilirim. Arkasında Sabancı ve Almanya merkezli E.On var. Ekibimiz ve yönetimimiz çok güçlü. 

Son olarak, Türkiye’de sektörün içinde uzun zamandır yer alıyorum. Katıldığım tüm konferanslarda konu Türkiye ise söylenen hep şu oluyor: Türkiye bir enerji hub’ı olacak. Çok eşsiz bir lokasyonumuz var. Dünya haritasını açıp baksak benzerini çok zor buluruz. Ancak, biz sanki yukarıdan bir sihirli değnek dokunuşuyla enerji hub’ı olmayı bekliyor gibiyiz. Şu anda Avrupa’nın yaşadığı olumsuz gelişmeler en önemli fırsat olarak önümüzde duruyor. Türkiye LNG kapasitesi inanılmaz iyi bir seviyede bulunuyor ve ihracat kapasitesimiz var. Bu iki önemli silahımızı Avrupa’nın tam da her bir gaz  molekülüne ihtiyacı olduğu bugünlerde değerlendirmeye almamız sizce gerekmez midir ?

*REMIT, toptan enerji piyasası bütünlüğü ve şeffaflığına ilişkin (AB) 1227/2011 sayılı Yönetmeliktir. 28 Aralık 2011'den beri yürürlükte olan toptan enerji piyasasının kötüye kullanılmasının bildirilmesi ve önlenmesi için bir mekanizmadır.

 

Share this article on:

URL copied!

English newswire snapshot

Montel, bu web sitesini geliştirmek için tanımlama bilgileri kullanır. Web sitemizi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz. Çerezler ve gizlilik politikamız hakkında daha fazlasını okuyun.